Bu sayıda Serkan Doğan Can Yücel’in şiir çevirisinin neliği hakkında, Halim Şafak Metin Cengiz’in Gerçek Taş Gibi Sert’i üstüne yazdılar Celal Soycan Poetik Notlar’ın 20.cisinde şiir hakkında yine ve mutlaka aklımızın bir yerinde durması gereken konulara el attı. Ahmet Günbaş İlhan kemal’in şimdilik son kitabı Ahrazın Şarkısı, Ruhsan iskifoğlu Tamer Öncül’ün şiiri, Bilsen Başaran Müjgan Eminoğlu Doğru’nun Sisifos’un Danteli, Burçin Laçin Altay ise Rabia Çelik Çadırcı’nın Güneşli Bir Düş Kitabı üzerine yazdılar. Metin Cengiz ise Editörden köşesinde “Acının Sanata Dönüşmesi” ve “Denemeler”inde, “Şiirde İlham, Tefekkür ve Cezbe’nin Rolü” hakkında yazdı. Böylece 62 kırks sayfası yazıya ayrılmış oldu. Okuyucuları dolu bir dergi bekliyor.
Bu sayıda çevirmenleriyle birlikte ülkemiz dışından Roberts Burns (Serkan Doğan), Bo Green Jensen (Hüseyin Duygu), Marcel Beyer (Cemal Sakallı), Dumitru Grudu (Serkan Doğan), Jonathan Skinner (Türkan Topçu), Mandana Kont (Turgut Say) yer alıyor. Dünya şairleri yine zengin bir şiirle bizleri selamlıyor.
Derginin telif yazar ve şairleri: Halim Şafak, Celâl Soycan, Metin Cengiz, Haydar Ergülen, Yavuz Özdem, Müesser Yeniay, Sevgi Vural, Ahmet Günbaş, Önder Çolakoğlu, Atalay Saraç, Ali Rıza gelirli, Sevgi Kara, Mitat Çelik, Başak Tuncel, Cengiz Şenol, Kenan Kocatürk, Ruhsan İskifoğlu, Esra Yılmaz, Mustafa Bıyıklı, Bilsen Başaran, Burçin Laçin Altay, Suat Gürbüz ve Sevgi Kara.
Şiirden Dergisi Oktay Rifat Ödülleri duyurusu en son sayfada.
***
EDİTÖRDEN
Acının sanata dönüşmesi
İnsan başına geleni anlamaya, onun üstesinden gelmeye, getirdiği mutluluğu içselleştirmeye, böylece mutluluğun estirdiği rüzgâra kapılıp savrulmamaya; yol açtığı felaket ise onu aşmaya, yıkımlarını onarmaya çalışır. Her durumda izlenecek yol bellidir: ölçülü davranarak olayı ölçüp biçerek, olay hakkında fikir sahibi olarak (olaya mesafe koyarak) eyleme geçip olup biteni kendi leyhine yönlendirerek hayatı normal seyrinde devam ettirmek. Yaşanan trajediye mesafe koymadan, acıdan, kederden değer elde etmeden eyleme geçmek trajediyi felakete
çevirebilir. Aynı şekilde yalnızca tefekküre dalıp olayın detayları içinde dolaşıp durmak, kesin bir fikre vararak bir değer yaratamamak, başa geleni eylemsiz tefekkürle
karşılamak da insanı çıkmaza sokar.
Gerçeğin yol açtığı derin acıyı, üzüntüyü, travmayı aşmanın bir yolu da sanattır. Sanat eylemin dili olduğunda toplumu düşünmeye çağırır, (acının, ıstırabın) travmanın bir deneyim olarak gündelik hayatta düşünsel bir boyut kazanmasını sağlar. Aksi takdirde gerçeğin yol açtığı (acı, ıstırap) travma kaba olarak kalır. Sanat bunları dolayımlı olarak yeniden biçimlendirir. Trajik bir forma sokar. İnsanı yaşanandan kurtarıp özgürleştirir. Özgürlük bir anlamda yaşananın boyunduruğundan kurtulmak demektir. Şiirin (sanatın/resmin ve edebiyatın) gücü de buradadır. Sanata dönüşmemiş, kalıcı, kanonlaşmış romanı, hikâyesi,
şiiri yazılmamış toplumsal olay ve olgular bir süre sonra içerdiği potansiyel değeri de kaybeder. Toplum yaşadığı şeyi içselleştiremez, o olayın karanlığı içinde debelenir durur.
Bir de trajedi karşısında tefekküre dalıp eyleme geçerken takınılan kötümser ve iyimser tavırlar vardır ki her iki durumda olayın doğru değerlendirilemediğini, dolayısıyla
doğru eylemin yapılamayacağını gözleriz. Doğru adım atılamaz ise sonuç hüsrandır, yenilgidir, çekilen kaba acı olacaktır, keder sahte bir yas sürecinde sönüp gidecektir.
Bu son duruma kendi toplumumuzdan bir örnek verelim. M. K. Atatürk yarattığı ülkeyi Sünni Müslümanlara, Hristiyan Karamanoğulları’nın ve Rumların tehciri, tasavvuf ehlinin ibadet ve ahlak eğitimi mekânı olan tekke ve zaviyelerin yasaklanması yoluyla teslim ederken, savaş
yıllarında yaşanan onca travmanın da teslim edilen egemen toplum tarafından aşılacağını, düşünsel bir değere dönüştürüleceğini düşünüyordu. Ama tam tersi oldu, yalan, iftira
ve gerici bir tavırla yaşanan sürecin sonunda dönüşülen şeye düşmanlığa, Önderine küfre dönüştü. Trajedi kaba bir ıstırap olarak yaşandı. Ülkenin aydınları olup biteni küçümsedi. Yaşanan sürecin derin analizi yapılamadı. Olan biten sanat, şiir, roman aracılığıyla bir değere dönüşmedi.
Sonuç: yaşadığımız bunca saçmalık.




