15 %

Şiirden Dergisi Sayı 95

 200,00  170,00

Şiirden Dergisi 95. Sayı
Şiirden Dergisi 95. sayısı ile 100’üncü sayıya doğru gidiyor. Dile kolay değil günümüzde bir dergiyi 100 sayı sürdürmek. Tam 16 yıldır bu dergiyi yaşatmak için uğraşıyoruz. Dile kolay.
Şiirden Dergisi mutfak kadrosu ne yazık ki tek kişiden oluşuyor. Yazarlarla, çevirmenlerle ilişkiler, dergiyi hazırlama öncesi hazırlıklar, hazırlık süreci (kabul edilen yazıların gözden geçirilmesi ve redaksiyonunun yapılması, kabul edilen çevirilerin okunup kontrol edilmesi, kabul edilen şiirlerin okunması, derginin dizaynını yapmak…) Ayrıca dergiye gerekli yazıları yazmak, çeviri yapmak. Şiirden Yayıncılığın (dergi dışındaki kitapların) yayın ve yayın sonrası sürecini yürütmek… Bütün bunlar Metin Cengiz’in sorumluluğunda. Bir yazar ve şair olan Metin Cengiz’in bütün bunlar dışında kendi şiirini yazmak, okumak, bir entelektüel olarak yazmak istediği konularda araştırma yapmak, düşünmek ve yazmak gibi bir de olmazsa olmazları var. Bütün bunlar kimi zaman dergideki yazılarda istenmeyen kimi sonuçlara yol açıyor. Bazı mizanpaj ve yazım hataları oluyor. Bütün bunları okuyucunun anlayacağına ve hoş karşılayacağına inanıyorum.
Ama evet, bir daha söyleyeyim, sanki bin yıl yaşamış kadar yorgunum. Evet yorgunum, artık çoğul konuşmuyorum, yorgunum. Hele de ülkemizin ekonomik ve siyasi koşulları. Dünyada vahşi kapitalizmin bir yönetim biçimi haline gelmesi… Yaşadığımız coğrafyada yol açtıkları sorunlar… Komşularımızın gasp edilen hakları. Demokrasi vb. vaadiyle komşu ülkelerin ve uzak diyarlardaki insanlığın çektikleri acılar. Amerikan yönetiminin haydut durumuna düşmesi, Avrupa ülkelerinin, bir ikisi hariç, kendi ilkelerinden uzaklaşmaları, dünyanın kötü gidişatına sessiz kalmaları. Umut etmekten yorgun düştüm, yorgun düştük. Tekrar çoğul bir dille konuşabilirim. Baştakiler, bir avuç çete, bizi üzüm sıkar gibi sıkıp sömürürken çıkarları aynı yönde olan halk kesimleri birleşememekten yorgun düştük. Bizim yakamızda bit, derimizde kene gibi olan bir avuç oligarkın, baronun partilerine oy verip onları kurtarıcı gibi görmek bizi sersemletti. Bu sersemliğin yorgunluğu sersemliğimizi daha da arttırdı. Deniz aşırı kudurmuş emperyalistlerin komşularımıza saldırıp onları öldürmesi bizi derinden yaraladı, incitti ama halen o uzaktan gelen düşmanların bunu kimlerin yardımıyla yaptığını anlamadık. Bu aptallık bizim sersemliğimizi daha da arttırdı. Biz sersemledikçe onlar cesaret buldu. Gazze’de tam bir katliam yapıp orayı turizm cenneti yapacaklarını keyifle anlattılar, ağızlarının suyu akarak öldürdüklerinin cesetlerine tükürürcesine anlattılar, biz hayran hayran seyredip sersemliğimizi aptallığa dönüştürdük. Aklımız iyice karıştı. Yalandan Filistin diye bağıranlar petrolü katil İsraile taşırken biz bu şaklabanlara kahraman muamelesi yaptık. Baktılar ki aptallığımız kalıcılaşmış, bizimle alay etmeye başladılar. İslam ülkelerinin beş para etmez liderleri, Libya, Irak işgal edilip bütün zenginliklerine el konulurken İslamcılık oynadılar. Bazıları ise bizde halifelik rüyası gördü. Bu satılık liderlerin halifesi olsan ne olur? Olmasan ne olur? Derken Suriye İsrail ile Amerika arasında paylaşıldı, İslam ülkelerinin liderleri İran’ı kınadı ve Trump’ın önünde secde durdu. Biz de ağzımızdan akan aptallık salyasıyla alık alık seyrettik. İspanya bize nasıl Müslüman olunur dersleri verilirken biz dünya lideriyiz gibi övündük, Trump’ın sarakaya alan sözleriyle hindi gibi kabardık. Öyle ki ecnebi hayranı bazı şairler, İslamcı yazarların bile yapmadığını yapıp kitaplarını “efendilerine” adayarak, efendinin iznini aldıklarını sanarak olanı biteni kutsadı. Böylece aptallığımız kesin onaylandı, mühürlendi.
Şiir, edebiyat bu olanların neresinde?
Bu sayıda Kabil Demirkıran doğumunun 100. yılında Behçet Necatigil şiirini irdeliyor. Ferruh Tunç Özdemir İnce şiirine bir derkenar düşüyor. Celal Soycân “Poetik Notlar”ın 19. bölümünde şiirde, resimden kalkarak biçim-içerik ilişkisini dışavurum sancısı ve malzeme düzeni dolayımında yeniden ve usta bir açıklıkla yeniden açıklıyor. Halim Şafak siyaset sonrası zamanlar diye nitelediği 80 sonrası şiir eleştirisini eleştiriyor. Metin Cengiz Denemeler’inde bu defa şiir, yabancılaşma, hakikat ilişkisine bir not düşüyor. Editörün notunda ise “Geçmişin Gücü”ne değiniyor.
Bu sayıda çevirmenleriyle birlikte dünya şairleri: Aleksandre Puşkin, Serkan Doğan, Dylan Thomas, Serkan Doğan, Hans Magnus Enzensberger, Cemal Sakallı, Gry Winslov, Laurent Grison, Metin Cengiz, Zeljka Avriç, Metin Cengiz, Dimitris P. Kraniotis, Serkan Doğan, Nahid Ensafpour, İsrafil Güler, Tatiana Grosu, Metin Cengiz, Sophia Jamali Soufi. Dünya şairleri yine zengin bir şiirle bizleri selamlıyor.
Türk şair ve yazarları: Celâl Soycan, Metin Cengiz, Yusuf Alper, Yavuz Özdem, Adnan Gül, Halim Şafak, İlhan Kemal, Senem Gökel, Müesser Yeniay, İbrahim Kamberoğlu, Zeynel Çok, Bülent Kenan Kocatürk, Mehmet Akay, Berivan Kaya, Bircan Çelik, İsrafil Güler, Bülent Kenan Kocatürk, Gülten Doğruyol, Kıvanç Nalça, Müjgan Eminoğlu, Turan Say, Eyüp Erhun Köse, Serkan Doğan, Zekine Dünder, Bedriye Korkankorkmaz, Başak Tuncel, Aysel Güney, Serenay Özkan, Mehmet şirinyün, Nevzat Bordo.
10 yabancı, 30 Türk şairi. Şiirden farkı bu olsa gerek.
Vee… Şiirden Dergisi Oktay Rifat Ödülleri
***
EDİTÖRDEN
Geçmişin gücü
Hristiyanlık, devlet ve kilise gibi güçlü, örgütleyici, kalıcı ve yaptırım gücü olan kurumlar aracılığıyla varlığını inşa edip geliştirerek dünyaya yayılırken İslam, Müslümanların yaptıkları ve yaşama şekilleri olarak meşruiyet kazandı ve öyle gelişip dünyaya yayıldı. Yani Hristiyanlık bir devlet ve kilise dini iken İslam özelliğini Müslümanların tanrıya, dünyaya ve öbür dünyaya karşı tutumlarıyla kazandı, bir devlet ve kurum dini olarak değil. Mısır’dan İstanbul Boğazı’na kadar olan Yakın-doğu, şimdiki Ortadoğu ve Afrika’da fetih ve özellikle Bengal, Malezya ve Endonezya gibi Uzakdoğu ülkelerinde ise Arap tacirlerinin deniz yolu aracılığıyla yaptıkları ticaretle yerleşti, gelişti ve varlık kazandı. Hristiyanlık da İslam dini de birer misyonerlik dinidir. Ancak Hristiyanlıkta kutsal metinler her ülkenin diliyle basılırken İslam’da yakın zamanlara değin bu yasaktı. İslam’da “tevhid” yani Allah’ın yaratıcı, tek ve benzersiz olduğu esastır. Tanrı bütün evrenin haki-midir. Hristiyanlıkta ise tanrı bu özelliklerinin yanısıra hem aşkın (maddi dünyadan soyut) hem içkin (maddi evrene dahil) olduğundan “teslis” (baba-oğul-kutsal ruh) şahsiyetine bürünür. Müslümanın bu dünyaya karşı tutumu ahireti esas alan bir anlayışla şekillenir, bu dünya, Müslüman için bir imtihan yeridir. Asıl yaşam ahirettedir, bu dünya geçici bir mekan, bir emanet ve sınav yeridir. Hristiyanlıkta ise laik (dünyevi) ve kutsal yaşam ayrımı vardır. Bu durum edebiyata, kültüre de yansımıştır. Hristiyanlıkta Katolik, ortodoks ve Protestan kiliseleri farklıdır. Roma Piskoposu Papa, bütün Katolik Kiliselerinin başıdır. Din adamları, ruhban adıyla (clerge/klerj) tanrı ile insan arasında aracı olan sınıf içinde yer alır, bunun dışındaki halk laiktir, laik bir yaşam sürer. İslam’da ise laiklik yoruma bağlıdır. Cami, Şiiler dahil cemaatin hepsini kapsar. 1924’te son verilen Halifelik kurumu manevi önderlikti, bütün farklılıklar bu güce tabii idi. Devletler törel ve dini esaslara göre şekil alsalar da din asıl bireysel yaşam alanında etkindir. “Her mümin kendi dininin adamıdır.” İnsan ile tanrı arasında aracıyı reddeder. Musevilik de dahil semavi dinlerde olsun diğer dinlerde olsun modern zamanlara değin hayatı örgütleyen değerler silsilesi geçmiştir. Halklar arasındaki kültürel farklılıklara rağmen tek benzerlik budur. Yakın zamanlara değin kölelik (Amerika), harem (Osmanlı), kadınların ayaklarını bağlama (Çin sarayı) gibi bugün yadırganan özellikler görülebiliyordu. Şiir ise eskil (ancien régime) dünya görüşlerine erken bir başkaldırı olarak halen insanın şekillenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Şiir insanın içindeki insanlığın sesidir. (Kaynak: Yirminci Yüzyıl Tarihi, J. M. Roberts, Dost, Haziran 2003)
♫♫♫
Bu sayıda Kabil Demirkıran, Ferruh Tunç, Celâl Soycan, Bircan Çelik, Halim Şafak ve ve Metin Cengiz yazdılar. Şiirden Oktay Rifat Ödülleri son sayfada