39 %

Yavuz Özdem’in Bütün Kitapları

Yavuz Özdem’in Bütün Kitapları

 180,00  110,00

About The Author

Yavuz Özdem

Yavuz Özdem

1956’da Elazığ’da doğdu. Yüksek Öğrenimini tamamladıktan sonra bir süre Türkçe ve Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı.
Şair halen İstanbul’da yaşamaktadır.
Yavuz ÖZDEM, üzerinde yaşayan insanların çok büyük bir çoğunluğunun ağır sosyal ve ekonomik koşullar altında ezildiği bir coğrafya parçasından, daha iyi koşullara kavuşma umuduyla çıkılan yolculukları, anımsamalarla, geriye dönüşlerle varılan umutlarla, yaşanan düş kırıklıkları arasında gidip gelmeleri temel izlek olarak ele aldı.
İlk şiirleri Yazarlar Kooperatifinin çıkardığı, Yazko Edebiyat ve Attila İlhan’ın çıkardığı Sanat Olayı’nda yayınlandı.Daha sonra ise, Varlık, Hürriyet Gösteri, E Dergisi, Yasakmeyve, Kitap-lık, Edebiyat Eleştiri, Öteki – siz, Mor Taka, Üç Nokta, İle, Şiir-lik, Atika Şiir, Şiir Ülkesi, Şiir Oku, Islık, Yaratım, Sonra, Patika,Esmer, Şiirden... gibi dergilerde şiirleri ile yer aldı
Şiirleri bazı yabancı dillere çevrildi.
Şiirlerinin yanı sıra , şiirin sözcüklerle ne yapıp ettiğine baktığı, tekniğin ve biçimin içeriğini araştırdığı” dile ve şiire ilişkin yazılarını Hürriyet Gösteri, Cumhuriyet Kitap ve Virgül gibi dergilerde yayımladı. Atika Şiir Dergisi (1992) yönetiminde görev aldı Digraf Yayıncılık’ın (2005) kurucuları arasında yer aldı ve bu yayınevinin ŞİİRDEN dizisi editörlüğünü üstlendi.
Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Yazarlar Derneği üyesidir.
Yayımlanmış şiir kitapları:
Göl (1991), Bir Yüzle Yürümenin Kitabı (1994),
Adınız Kime (1997),
İstanbul Yolcusu Kalmasın (1999),
Yer Gece Dinlenir (2005),
Gümüş Ten Fotoğraf (2007),
Benim Yapamadığımı Yap (Seçme Şiirler,2009)
Meydanda Kalalım (2010)
İnceleme- Eleştiri: Şiir ve Dil (2005), Şiirin Sözü (2011)

Yavuz Özdem’in Şiiri Üstüne Notlar

 

Yavuz Özdem, konuştuğum kadarıyla, ta ilk gençlik yıllarından bu yana şiirle düşünen, şiir yazan biri. Şimdiye değin üç kitabı çıktı: Göl (1991), Bir Yüzle Yürümenin Kitabı (1994), Adınız Kime (1997). Görüldüğü gibi hepsi de 1990 sonrası tarihini taşıyor kitapların. Altı yılda üç kitap. Nihayet İstanbul Yolcusu Kalmasın (1999)  Buna karşın Yavuz  geç kaldı sanki. Üstelik zaman zaman şiir üstüne güzel yazıları da çıktı. Peki bu geç kalmışlık duygusunu yaratan nedir?

Bu duyguyu veren, onun şiir ortamına uzak duruşudur. Girmedi şairlerin ortamına. Dergilerle sıkı fıkı olmadı. Hayat gailesinin yanısıra 70 dönemi şiir anlayışının terk edilip, 80 dönemi diye adlandırdığımız şiir anlayışının galebe çalmasıyla, bir yandan bir yana savruluşun, sonra toparlanamayışın da payı oldu bütün bunlarda. Belki biraz da yapısı etken oldu diyelim. Geniş ortamların insanı değil gördüğüm kadarıyla.

Toparlanış dedim. İlk üç kitap sürdü bu toparlanış.. Kolay değil. Tam böyle olmalı derken rüzgârın başka yerde esmesi. Üstelik kendi sesinizi kaybetmeden. Bazı şairler vardır, eskiyi silip atar bir kalemde. Söyleyiş özelliklerini bile bırakır bir tarafa. Yavuz öyle değil. O kendini koruyarak gelir. Böylece zor olan onun uzakta durmasına da yol açar. İlk kitabından bir örnek veriyorum. “Bizcileyin” adlı şiirinden:

Aynalara, uzaklara ve

göğe bakmanın ilmini

halepli bekir sokağında

-o akustik sokakta-

biz kaptıktı.

 

Sonra

bir gülme keşfettikti türkçe tadında

bir yokuş

bir hazır olma

bir kendini sulama / ille

Dikkat edilirse, yetiştiği sokağı, insan oluşunu anlattığı şiir, Yavuz’un şimdiki sesini de gösteriyor. Hatta söyleyiş biçimini de. Doğrudan bir anlatım yok. Öykü gizleniyor.  Ancak ‘akustik, türkçe tad’ benzetmeleriyle, insanı çiçeğe dönüştüren ‘kendini sulama’ sözleri olmasa, doğrudan bir anlatım denebilir. Hele ilk dize tam başarılı bir giriş. 92’de yazılmış bu şiir Yavuz’un dersine iyi hazırlandığını, kendini bulma, şiirine güvenle bakma yolunda iyi bir örnek. Yavuz, dildeki, söyleyişteki, değişen şiiri önüne koyup öyle ilerliyor yolunda. Şimdi de İstanbul Yolcusu Kalmasın adlı kitabının giriş şiirinin ilk paragrafını alıyorum:

Ateşi mi

Ateşi çok güzel anlatır kadınlarımız

Güneşi bakan

İçimize sıcak

En eski şiirimiz insandır bizim

Anlatım daha bir dolaylı. Değişim kendini gösteriyor. Ama şiir özellikleri Yavuz’un. Yine öykü var. Ama anlamı daha bir arka planda. Kadınlarımızın hem sıcak, hem de insancıl olduğu iki sözcükle vurgulanıyor. Ateş ve güneş. Ama anlamdaş sözcükler değil. Ateş kökenli bu iki sözcükten  ateş kadınlarımızın sıcaklığını, diğeri güneşse, insancıl, aydınlıklı oluşlarını.

Demek ki Yavuz’un ilk üç kitabı bir hazırlanış , ısınma dönemi şiirleri. Ağırlık seksen sonrası anlayışında olsa da. Ama, Yavuz’un bu kitabı onun kendini bulduğu bir kitap oalarak önemli. Şiirimize farklı bir ses getirdiği gibi 80 sonrası anlayışın yaşamla kaynaştığında, bireysel gerçeklikle buluştuğunda neler olabileceğini de göstermesi açısından da görülmeli.

Somutlamak için bir şiirinin ilk bölümünü veriyorum. Şiirin adı, “hâlâ kimsesiz gömülür orospu tavşan nursen/hiç”

Bugün de kimse çağırmadı beni

Orospu tavşan nursen bile

Beyoğlunda onca yangını belgeleyen

Yüzü günün en durgun saati

Yüzü öğlen güneşlerinde yolcu

Yüzü lambalar yanınca ev

Hani ölüsünü yakını olmadığımızdan bize vermedikleri

Bu şiirde, nursen’i küçümseyen (herhalde orospu oluşundan), onun kişiliğini hiçleyen şu “bile” olmasydı şiir bir harika olacaktı. Belki de Yavuz bilerek böyle yazmıştır. Nursen’in herkesi kolay çağırmasından kaynaklanmaktadır bu küçümseme. Yine de hoşuma gitmedi. Ama, nursen’i anlattığı dizeler birer harika. Yüzünün günün en durgun saati olması, öğlen güneşlerinde yolcu olması, yüzünün lambalar yanınca bir evi duyumsatması… Bir fahişenin anlatılması için ne gerekiyorsa hepsini vermiş. Naaşının kendilerine verilmemesi ise, resmi anlayışa doğrudan olmasa da iyi bir eleştiri.

Peki bu şiirin ikinci bölümü?  Ben ilk iki dizeyi alıyorum yalnızca,”Oysa ne çok suç işlemiştik birlikte güzelleşip/Üstümüz başımız karanlık” Diğer dizeleri yok sayacak kadar güçlü.

Farklı bir ses dedim. Farklılık şurada:Bir tanıklığın, büyük şehire gelen birinde özle biçimleşmesi. Büyük şehirin şaşırtıcılığı, bu şaşırtıcılığa yolculuk, kırsal kesimde büyük şehirler duyulan özlemler. Nicedir yazılmayan bir gerçekliğe el atmış Yavuz. Sosyal bir yaraya parmak basmış kendi tanıklığıyla.

Bundan ötesi, şiir üzerine düşünen, bir edebiyat öğretmeni olarak, şiir –ses-teknik bağlamında yazılar yazan şairin kendinde artık. Onun gelişmesinde, kendini güçlendirmesinde.

Cumhuriyet Kitap, 27 nisan 2000