33 %

Şiirden 52

2 adet satılmıştır.

 15,00  10,00

Kategoriler: Etiketler: , , , ,

Bu sayıda yazılarıyla Yusuf Alper, Hayri K. Yetik, Gökhan Cengizhan, Yavuz Özdem, Onur Akyıl, Doğan Fuat, Izabela Zubco, Eray Canberk, Metin Cengiz, Turgay Kantürk; söyleşisiyle Esma Özlen, şiirleriyle Juri Talvet, Michel Eckhard Elial, Florin M. Ciocea, Keijiro Suga, Moaen Shalabia, Alicja Maria Kuberska, Agnieszka Herman, Rozalia Aleksandrova, Olimbi Velaj, Salih Mercanoğlu, Yavuz Özdem, A. Kadir Paksoy, Önder Birol Bıyık, Levent Karataş, Onur Akyıl, Burçak Midilli, Yaprak Öz, Müesser Yeniay, Çayan Okuduci, Kemal Tekin, Bekr Dadır, Tan Doğan, Aysar Küçükyumruk, Güneş Gümüş, S. Emre Özcan, Ayşegül Göçmen, Ahmet Oktay.

Şiirden Dergisi arşivlik bir dergi. Şiirİst 2019 Şiirden Uluslararası İstanbul Şiir Festivali’nde yer alan dokuz yabancı şairden çeviri şiire yer vererek dünyada nasıl bir şiir yazıldığını gösteriyor şiir kamuoyuna. GENÇ ŞAİR sayısı ise eski sayılarımız kadar zengin ve çeşitli. Yine Sekiz (rakkamla 8) genç şair şiirleriyle yer alıyor Şiirden Dergisi’nde. Şiirleri yayımlanmadığı için düşman kesilen bazı gençlerin “Şiirden bizden başka dergilerde yayımladığımız şiirlerimizi de istiyor” biçimindeki sızlanmalarına rağmen Şiirden aralarında iyi olanları çekip yayımlamaya devam ediyor.

Dergiye şiir gönderen ve şiirlerinin yayımlanmasını bekleyen şair arkadaşlarımızın bizleri anlayacağını umuyoruz.

Şiirden Dergisi’nde bu sayıda Turgay Fişekçi şiiri masaya yatırıldı, şairin kendisiyle yapılan bir söyleşi ve yazılarla. Dosya 1 başlığı altındaki dosya yazıları ise Yusuf Alper, Hayri K. Yetike ait. Gökhan Cengizhan geçen sayıdan yazısına bu sayıda da devam ettirdi.

Doğan Fuat bu sayıda genç yaşlarına karşın şiir dünyamızda çok tanınan iki genç şairin şiirlerini değerlendirdi. Harun Atak ve Duygu Kankaysın şiirini yazdı.

Cemil Okyay bu sayıda Müesser Yeniay şiirindeki inceliklere yoğunlaştı.

 

EDİTÖRDEN

 

Zarların atılmamış olduğu zaman

 

Gelecek belirsizdir, herkes bir şey bekler gelecekten ancak gelecek herkesin beklediğini değil, güçlü bir müdahale yoksa, olabilecek olanı imler, ama sadece imler. Zira geleceğin anlatı kipi tamamlanmış değildir. Bitmiş, tarihe geçmiş bir zamandan söz etmiyoruz. “ecek-acak”lı, kimi zaman kesin bir bilgiyle söylenmiş olsa da olmaması, gerçekleşmemesi olacağı denli kuvvetle ihtimal. Her şey ihtimal dahilindedir: Bir ihtimal daha var, o da devrim mi dersin?

Sartre Maupassant’ın öykülerini değerlendirdiği harika sayfalarda (Edebiyat Nedir? Çev. Bertan Onaran, Payel Y. 1995, İst.) récit (anlatı)’nin zamanını geçmiş zamanın kipi olarak değerlendirirken, bu kipi “Tecrübenin ve bilgeliğin bakış açısından” değerlendirir. Düzen “sonunda kazanır; düzen her yerdedir;” Sartre’a göre récit zamanın şimdi’sini devre dışı bırakır ve geleceği de ölü geleceğe çevirir. “Geri alınamaz” olan bir zamandır recit’nin zamanı, gelecek kuşaklara aktarılamayan bir “tekrar edilemezlik” vardır. Oysa onun romandan beklediği özgürlüğe açık bir alan oluşturmaktır. “… özgürlüğün açık geleceğini diriltmektir (…) açık uçlu, kesinleşmemiş bir gelecek.”

Böyle bir geleceğin devrimci, umut edilen, Godot’yu beklemeyen bir gelecek zaman olduğu açık. Godot geleceği beklemememiz gerektiğini vurgulayıp şimdiye, asıl da ne olacaksa şimdide olacaktıra vurgu yapar ve yazınsal olanı burada konumlandırır oysa açık uçlu ve kesinleşmemiş bir zamanı ele geçirmek için yapılacak yazınsal hamle bütün araçlarını bu amaca yönelik donatır. Henüz zarlar atılmamış, kaybeden belli değildir. O zaman kaybeden neden sistem olmasın?

Bu amaçla recit’nin karşısına romanı koyar Sartre, olanın bitenin söylendiği değil olacak olanın da gösterilebildiği bir anlatı olarak romanı. Ancak romanın bu her iki olguyu, söylemek ile göstermeki içermesi bir paradoks oluşturur ve günümüzde bu paradoksun olması gerekenin tersine genişlediğini ve romanın yalnızca sistemi doğruladığı yazınsal bir anlatı (recit) haline geldiğini görüyoruz. Tıpkı Maupassant’ın hikayelerinde olduğu gibi geri alınamaz olan sistem artık romanda da baskın, büyüleyici bir biçimde.

Peki şiirde de böyle mi? Ben zarların atılmamış olduğu zamanın bir gösterme biçimi olarak en çok da şiire yakıştığını düşünüyorum. Recit’de görece olarak varolan ama boğulan, romanda recit’ye karşı umutları kamçılayan ama daha çok el konulmuş bir gelecek zamana dönüşen göstermek, imgenin yapısı gereği en çok da şiirle mümkün.

Şiirin attığı zar zira her zaman gelecekle yüklüdür, zarların henüz atılmamış olduğu gelecek zamanla.

***